Anime Çizgi Film midir? Yoksa Şiir mi?

Anime Çizgi Film midir? Yoksa Şiir mi?

Çevrenizde bir animesever var mı? Eğer varsa, sizlerle bir sosyal deney yapabiliriz. Sizin gözünüzde, basit anlamıyla “çizgi tekniği ile yapılmış” animeler, acaba onlar için ne ifade ediyor? Hiç düşündünüz mü? Muhtemelen düşündünüz ama ne ifade ettiğini değil, daha çok sizin bakış açınızla nasıl göründüğünü!? Çizgiyle yapılmış bir konu anlatımı, fantastik davranışlar ve ögeler, komiklikler, şakalar… Oyalanma amacı güden ve bireye herhangi bir katkısı olmayan hobiler… Ve hatta, nötr bir hobi olarak görmenin dışında, belirli bir yaş kitlesi için, çocuksu ve aşağılayıcı görülen bir sanat. Peki gerçekten öyle mi? Gelin bir de, bizim gözümüzden bakın olaylara…

Bu konuya girip girmemekte epey tereddüt ettim aslında. Defalarca, doğru kelimeleri seçebilmek adına yazdıklarımı teker teker sildim. Ama, anlaşılamayan, örselenen ve hafife alınan bir kitlenin ruh halini yansıtmanın gerekliliği ile doldum taştım ve şahsi olarak da içinde bulunduğum bu güzel topluluk adına, “anime”nin ne ifade ettiğini, kalemim el verdiğince yazdım.

Anlam veremediğiniz şeylerden korkmayın; anlam verememekten korkun!

Öncelikli olarak animenin, herkesçe kabul edildiği gibi bir çizgi sanatı olduğunu belirtelim. Kendine özgü çizim tekniklerine sahip bir Japon sanatı. Temeli “manga” denilen çizgi romanlara dayanıyor. Yani önce, karakalem çiziliyor, kitaplaştırılıyor, daha sonra senaryo, animasyon ve renklendirme aşamalarından geçip, film halini alıyor. Buraya kadar anime, sadece bir çizgi film.

 

Çok kısa sürede popülerliği artan animenin, tüm dünyada hızla yayılması ile bazı ülkeler tarafından kendi yapımları oluşturulmaya başlanıyor. Çoğu Japon ortaklığı ile yapılan filmlerden bir kaç örnek vermek gerekirse; 2005 Amerikan yapımı, Jeff Nimoy’un “Konjiki no Gash Bell!”, 1974 Batı Almanya-Japon ortak yapımı “Heidi”, 1992 Japon-Hint ortak yapımı meşhur Hint efsanesi “Ramayana”, 2009 Çin-Hong Kong-Japon yapımı ” McDull, Kung fu Kindergarten”,  2011 Singapur yapımı “Tatsumi” ve 2003 İspanya yapımı, Jun Padron’un ” Mas vampiros en La Habana” animeleri gösterilebilir. Daha pek çok örnek sayılabilecek uluslararası arenadaki animeler de bize şunu kanıtlıyor. Anime sadece bir çizgi film değil, aynı zamanda farklı kategoriyle birer kültür örneğidir.

Tam burada, kültür örneği kalıbını da açmak gerekiyor. Kültür, hepinizin bildiği gibi, insanoğlunun ürettiği maddi-manevi her şeye verilen bir isim. Ve, dünyamızda bulunan yüzlerce ulus içerisinde, binlerce değişik kültür var belki de. Ve, tarih içerisinde, yaşanan olumlu-olumsuz olgularla, bu kültürlerin değişiyor olduğu gerçeği.

1983 Fransız yapımı, Amerikalı yazar Scott O’Dell’in “The King’s Fifth romanından esinlenerek üretilmiş, Taiyô no ko Esteban adlı anime.

Bu durumun bizi animelerle bir araya getirdiği nokta da tam olarak bu. Pek çok kişinin de bilmediği üzere, animeler, işleyişinde ne kadar fantazi-kurgu olursa olsun, ait olduğu toplumun ve içerdiği hikayenin kültürünü yansıtıyor bize. Sadece 3-10 yaş arası çocuklar için önerilen ve iyilik, dostluk ve benzeri gibi ahlak kavramlarını irdeleyen çizgi filmlerin dışında, animeler bize, cüzi de olsa genel-kültür bilgisi de aşılıyor. Bunun en büyük örneklerinden birisi, “Taiyô no ko Esteban”. Güney Amerika’daki İspanyol istilasını; yerli halkın katledilip, antik kentlerin harap edilmesi olaylarını alt metinlerle sunan bu anime, posterinde de görebileceğiniz üzere, antik kenti simgeleyen mimari yapılar ve yerel halkı temsil eden karakterler içermekte.

Olayın aslı, Hernan Cortes adlı bir denizciye kadar dayanır. İspanya Krallığı adına, mal mülk uğruna Güney Amerika’yı sinsilikle işgal etmiştir. Altın ve mücevher için, dünyada bilinen en büyük soykırımı yaptığı söylenir. Ve işte tüm bu gerçekliğe yolculuk etmemizi sağlayan ve bizi bir kültür ve tarihle tanıştıran şey, bu ve benzeri animelerdir. Bu durumda animeler hem birer kültür örneği olup, hem de, dram anlatımlı bir film ya da kurmaca bir belgesel gibi, yararlı bir görsel dokümandır.

Hernan Cortes’in “Tenochtitla’nın İşgali”ni temsil eden resim

Hiroshima’ya atılan atom bombasının tanığı Keiji Nakazawa tarafından yazılan 70’lerdeki en önemli eserlerden biri olan “Hadashi no Gen” de bu animelerden en önemlileri arasındadır.

Doküman olmanın dışında da, görsel pek çok zenginlik de taşıyan animelerin, sevdiğiniz herhangi bir kategoriyi içeren sinema filmlerinden de pek farkı yoktur. Bu noktada demek istediğim, animelerde de imkansız aşklar işlenir, polisiye-gerilimle sizi heyecandan heyecana sürükleyen senaryolar vardır, fantastik-macera içerikli filmlere taş çıkartacak bir hayal gücü, uzay-bilim ve benzeri kategorilerdeki filmleri aratmayacak zengin görsel ögeler bulunur ve animelerin sonunda da, devamlılık hataları, oyunculuk performansları ve benzeri eleştirel durumlar konuşulur. Evet, evet, yanlış duymadınız. “Sanki orada o kızgınlığı tam verememiş. Hem bir önceki sahnede onu sevdiğini söylememiş miydi? Biraz saçma olmuş sanki.” gibi acımasız eleştiriler ve internet kotamızı yediğimiz indirmelere lanet etme durumları mevcuttur. (Bunu, sinemada, filme gereksiz para harcamak şeklinde düşünebilirsiniz) Ve yine tüm bunları da göz önüne alarak, animeler yalnızca görsel doküman olmakla kalmayıp, aynı zamanda, size unutamayacağınız bir keyif sunacak sinema filmleridir.

Bu adam değil mi, bizi kendinden nefret ettirip de, öldüğü sahnede hıçkırıklara boğan!?…

Ve tüm bunların dışında, belki başka yazılarda uzun uzun bahsedilmeye değer tutulacak daha bir sürü şeydir animeler bizim için. My Neighbors Yamadas filmi ile Japon aile yapısını tanıdık. Speed Grapher animesiyle zengin ile fakirin ayrımını öğrendik. Tekkon kinkurîto animesiyle, para ve güç adına yok edilen insanlığı gözlemledik. Fairy Tail, One Piece ve Bleach gibi animelerle “asla vazgeçmemeyi ve kurduğumuz dostluk bağlarının önemini kavradık. Uchiha İtachi ve İchimaru Gin gibi adamlar sayesinde ön yargılarımızı kırdık. Bazı animelerle, değişik kültürlerin gündelik yaşamlarını gözlemledik. Bazılarında yine o kültürlerin değişik değişik yemeklerine özendik. Bazılarında, animelerde geçen mimari eserleri, gerçekleriyle kıyasladık. Kimi zaman mizah edindik, kimi zaman acılara ortak olduk. Gel gelelim bunu bu zamana kadar da böyle dillendiremedik. “Anime çizgi film değil işte!” diyerek kenara çekildik.

Animeseverler asosyal de değil ayrıca. Sadece animenin iyi bir kaçış yöntemi olduğunu keşfetmiş kişiler.

Geçmişte, sadece kavramakla ve hoşlanmakla geçirdiğimiz bu tutkumuzu, bugün dillendirebilme ve geniş mecralara duyurabilme onuruyla sözlerime son veriyorum. Umut ediyorum ki, bu sanat türünü seven kişiler, bunun ötesinde çok daha güzel işler yapma fırsatı yakalar ve hayal gücümüzü geliştiren bu nadide şiirlerle* dünya güzellik bulur.

*Şahsıma münhasır, animeyi “şiir” olarak sembolleştirdim.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *